Bir Eşitsizlik Örneği Olarak Siyasal Meşruiyet ve Yurttaşlık: Nusayriler Üzerine Bir Çalışma

Özet:
Türkiye’nin Hatay, Adana ve Mersin’i kapsayan bir coğrafyasında yaşayan Nusayriler, Güneyin Arapça konuşan Alevileri olarak da bilinirler. Osmanlı Döneminde Suriye’yi de içine alan bu coğrafyada yaşayan Nusayriler ‘Garipler Cemaati’ olarak bilinirlerdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin inşası ve Hatay’ın Türkiye’ye katılması süreci ile birlikte, Türkiye’ye göre daha geç dönemde kurulmuş olan Suriye ile bu bölge bir hiterland alanı ve bölgede yaşayan insanlar arasında da bir nüfuz mücadelesine dönüşmüştür. Hatay Suriye’nin siyasi coğrafyasında gösterilmesi gayretinin yanı sıra bölgenin Arap nüfusu da sosyal stratejik önem taşımaktadır. Bu yüzden de bu bölge ve bölge insanları sürekli dikkat çekmektedir. Diğer yandan kendini Nusayri veya Arap Alevi olarak kimlikleştiren etnik grubun da iki farlı siyasi oluşumu algılama ve Türkiye açısından da bulunduğu ülkeye entegrasyon süreci ve derecesi önem kazanmaktadır. Etnik grupların, siyasal entegrasyon süreci açısından bu ve benzeri grupların yurttaşlık algı ve beklentileri önem kazanmaktadır. Bunu anlamak için de Nusayriler, Alevi inançlarına bağlı olarak Türkiye’nin siyasi ve sosyal yapısında nereyi işgal etmektedirler?” sorularına doyurucu sosyolojik yanıt bulmak, Türkiye’nin zengin ve aynı zamanda barışçıl yapısına bir katkı sağlamış olacaktır.

Anahtar kelimeler: Yurttaşlık, meşruiyet, eşitsizlik.

Giriş:
Bu çalışma, “Türkiye’deki farklı etnik grupların, etnik özelliklerine bağlı olarak mevcut ulus devletin meşruluk sürecinde nasıl bir tutum ve algılama içerisinde olduklarını ve yurttaşlık algı ve beklentilerini araştırmayı” problem edinmiştir: Çalışmaya göre; (H1) etnik grupların kültürel malzemeleri, etnik grupların siyasal meşruiyet algılamalarına etki etmektedir; aynı zamanda aynı malzeme (H2) yurttaşlık beklentilerine şekil vermektedir. Bu yüzden bu çalışma, Türkiye’deki etnik gruplardan biri olan Nusayrilerin siyasal meşruluk açısından siyasal düzlemdeki sorunlarını ve algılayışlarını algılama ve anlamayı amaçlamaktadır.

Bilindiği üzere, “1980 sonrasında özellikle Kürt milliyetçiliğinin yükselişi ile beraber Türkiye’de etnik farklılaşma sanki birden bire ortaya çıkmış veya yeniden keşfedilmiştir. Gündelik dilde ve kamu yaşamının bir parçası olarak, Aleviler, Boşnaklar, Azeriler, Gürcüler, Lazlar ve birçokları anılmaya başlanmıştır. Bu grupların yeniden tanımlanması ve yeniden keşfi 2000’li yıllar Türkiye’sinin en önemli siyasal ve sosyal problemlerinden biri olmaya adaydır. Bu çerçevede ileriye yönelik olarak, etnik kimlik kavramının irdelenmesi ve bunun siyasal ve sosyal sonuçlarının tartışmasını yapmak önemlidir” (Ayata-Güneş, 1996:221). Özellikle uluslar arası ilişkilerde (Türkiye-Suriye) sosyal stratejik konuma sahip olan Nusayrilerin inceleniyor olması bu çalışmaya farklı bir önemlilik vermektedir.

Nusayriler:
İslam dininin Alevi yorumuna sahip olan, nüfusları kesin olarak bilinmemekle beraber “bir milyon civarında olduğu tahmin edilen” (Önder, 1999: 222) ve Hatay, Adana, Tarsus-Mersin gibi Türkiye’nin yoğun olarak güneyinde yaşayan Nusayriler, bölgesel olarak ‘Fellah’ veya ‘Arap Alevisi’ olarak da bilinirler. “Osmanlı Siyasal-toplumsal sisteminde de ‘Garipler Cemaati’ olarak kayıtlara geçmiştir” (Serin, 1995: 146). Başta Laskiye şehrinde olmak üzere genel olarak Suriye topraklarında yaşarlar. 1998 sayımları itibarîyle Suriye’nin 15,333,000’luk* toplam nüfusu içindeki payları %10’dur. Buna karşın “Esad ailesi de dahil, Suriye’de politik elit Nusayriler tarafından temsil edilmektedir” (Van Dam, 2000: 230).

3. Araştırmanın Yöntem ve Teknikler:
Çalışmada Nusayrilerin kimlik inşalarını ve buna bağlı olarak siyasal tutumlarını tespit etmek üzere görüşme formu kullanılmıştır. Görüşme formundan elde edilen verilerinden iki ölçek geliştirilmiştir. İşte, Nusayrilerin siyasal alandaki eşitsizlik algılarını ölçen geçerliliği ve güvenirliği test edilmiş bu ölçeklerden yararlanılmıştır. Bu ölçekler üzerinden önceden belirlenmiş bağımsız değişkenler doğrultusunda regrasyon analizi yapılmıştır.

3.1. Ölçme Süreci ve Örneklemin Genel Yapısı:
Görüşme formunun yapısal olarak kurgulanmış 21 maddelik bölümü Likert tipi beşli yanıtlama seçeneğine göre düzenlenmiştir (1=tamamen katılıyorum, 2=kısmen katılıyorum, 3=karasızım, 4=kısmen katılmıyorum, 5=tamamen katılmıyorum; Teknik bilgi için bkz: Tezbaşaran, 1997). Görüşme kendini Nusayri olarak değerlendiren değişik yaş, cinsiyet, gelirden 123 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin SPSS 9.0 programı altında geçerlilik ve güvenirlik çalışmaları yapılmıştır (teknik bilgi için bkz: Ergün, 1995; Balcı, 1995).
Ölçek geliştirme süreci ve analiz sonuçları şu şekildedir: KMO Test değerinin .71 olması örneklemin yeterli ve Barlett’s Test değerinin (248,036 Sig=.000) ise, örneklemin 0,05 düzeyine göre anlamlı olduğu sonucuna varılmıştır.

Tablo-1: Meşruluk Ölçeğinin Madde-Ölçek Korelasyonu ve Alpha Değeri
Meşruluk Ölçeği Madde-Ölçek Korelasyonu
meş_1 Biz Nusayriler ilk, orta ve lise yıllarında din ve ahlak dersi gibi derslerde sürekli zorluk yaşıyoruz. .64
meş_2 Kendim, okulda din ve ahlak derslerinde dini konuların işlenişi açısından sürekli sıkıntı çektim. .57
meş_4 Biz, Nusayriler sürekli ezilmiş itilmişizdir. .48
meş_5 Bizden alınan vergiler yalnızca Sünnilerin din ihtiyaçları karşılanmaktadır. .33
Croanbach Alpha İç Tutarlılık Katsayısı=.72



Tablo-2: Yurttaşlık Ölçeğinin Madde-Ölçek Korelasyonu ve Alpha Değeri
Yurttaşlık Ölçeği: Madde –Ölçek Korelasyonu
yurt_1 Benim için, Türkiye yurttaşı olmak önemlidir. .41
yurt_2 Benim için Türkiye’deki siyasal kurum ve yasalarına saygı göstermek çok önemlidir. .39
yurt_3 Farklı etnik gruplardan insanlar kendi kültürlerini kaybetmeden de Türk yurttaşı olabilir. .40
yurt_4 Mahkemelerimiz hepimizin önyargısız davranıştan nasibini aldığı bir yerdir. .31
yurt_7 Seçilen millet vekillerinin çoğu, sosyal ve kültürel, inançsal anlamda bütün yurttaşları temsil etmektedir. .36
Croanbach Alpha İç Tutarlılık Katsayısı=.67








Tablo-3: Ölçekler ve Madde Analizleri
Ölçek maddelerinin ortalama, standart sapma, anti imaj katsayıları, faktör yükleri ve ölçeklerin
t-Testi Sonuçları
Ölçekler ve maddeleri Ortalama (x) Std. Sap. (ss) Anti imaj katsayıları Faktör Yükleri %33’lük alt ve üst gruplar arası
meş.ö yurt.ö t-testi Sig.

Meşruluk Ölçeği
(meş.ö) meş_1 3,37 1,38 .72 .77 -.29
26,872
.000
meş_2 3,36 1,37 .73 .75 -.31
meş_4 3,50 1,67 .75 .72 .21
meş_5 2,91 1,74 .68 .63 .18

Yurttaşlık Ölçeği
(yurt.ö) yurt_1 3,27 1,85 .71 .11 .75

22,079

.000
yurt_2 2,33 1,26 .73 .33 .68
yurt_3 2,30 1,76 .78 -.36 .68
yurt_4 3,28 1,25 .75 -.15 .60
yurt_7 2,03 1,14 .82 -.32 .49
Ölçekler Arası Korelasyon r= -.22 p<.05

3.2. Örneklemin Genel Yapısı:
Örneklemin %59,3’ü (n=73) erkelerden %40,7’si (n=50) kadınlardan oluşmaktadır. Örneklemin yaş dağılımı ve eğitim durumu ise şu şekildedir:


Tablo-4: Yaş dağılımı
Yaş Dağılımı n %
1)İlk gençlik (+ - 16) 3 2,4
2)Genç (17-25) 43 35,0
3)Orta Yaş (26-35) 32 26,0
4)Ortanın üstü (36-45) 25 20,3
5)Yaşlı (46 - +) 20 16,3
Toplam 123 100,0

Tablo-5: Eğitim Durumu
Eğitim Durumu N %
1)Okuryazar değil 2 1,6
2)Okuryazar 2 1,6
3)İlköğretim 26 21,1
4)Lise ve dengi 29 23,6
5)Yüksekokul 64 52,0
Toplam 123 100,0


Örneklimin yaş dağılımı normal bir eğri özelliği vermektedir. Eğitim durumu ise örneklemin daha çok eğitimli kesimden oluştuğunu göstermektedir.

Örneklemin gelir ve sosyal hareketlilik durumu ise şu şekildedir:

Tablo-6: Gelir durumu
Gelir Durumu n %
1)Çok kötü 15 13,5
2)Kötü 23 20,7
3)Orta 47 42,3
4)İyi 24 21,6
5)Çok iyi 2 1,8
Toplam 111 100,0

Tablo-7: Dikey Hareketlilik Durumu:
Yaşam standartlarına göre kuşaklar arası fark n %
1)Yaklaşık aynı 15 12,6
2)Kötü/iyi 91 76,5
3) Çok iyi/ İyi 13 10,9
Toplam 119 100,0


Örnekleme, kendilerinin gelir durumunu ne düzeyde algıladıklar sorulmuş ve alının yanıtlar tablodaki gibi kodlanmıştır. Ayrıca sosyo-ekonomik ve yaşam standartı olarak bir önceki kuşakla kendi ailesini karşılaştırdığı zaman nasıl bir izlenim elde edildiği sorulmuştur. Alınan yanıtlara göre, kuşaklar arası bir farklılaşma meydana gelip gelmediğine göre tablodaki gibi kodlanmıştır.

Örnekleme bazı kültürel alışkanlıklar hakkında da soruldu:

Tablo-8: Ana Bilme Düzeyi
Anadili bilme düzeyi n %
1)Hayır bilmiyor 69 56,1
2)Anlıyor ama konuşamıyor 39 31,7
3)Hem anlıyor hem konuşabiliyor 15 12,2
Toplam 123 100,0

Tablo-9: Dini Vazifelere Yerine Getirme
Dini vazifeler n %
1)Hayır, hiç getirmiyorum 7 5,7
2)Bazılarını yerine getiriyorum 70 56,9
3)Evet, tam yerine getiriyorum 46 37,4
Toplam 123 100,0

Örneklemin %12,2’si anadillerini hem anlıyor hem de konuşuyor, %31,7’si konuşuyor fakat anlıyor olmasına karşılık, %56,1’i anadillerini hiç bilmemektedir.

Tablo-9’un gösterdiğine göre, örneklemin önemli bir kısmı (%37,4) dini vazifelerin yerine getirmektedir. En azından %56,9’u bir kısmını yerine getirmektedir. Ancak çok az bir kısmı (%5,7) dini vazifelerini yerine getirmemektedir. Bu maddeye verilen yanıtlar, Nusayrilerin önemli bir kısmının etnik ve dinsel özelliklerini canlı bir şekilde sürdüklerini göstermektedir.

Bu özellikler Nusayriler açısından birer kimlik kaynakları olduğu gibi geleneksel özelliklerini de yansıtmaktadır. Bu özellikleri de gözeten sorular sorulmuştur. Alınan yanıtlar şu şekildedir:


Tablo-10: Geleneklere Bağlılık
Geleneklere Bağlılık Düzeyi n %
1)Tamamen bağlıyım 14 11,4
2)Kısmen bağlıyım 85 69,1
3)Kararsız/Fikri yok 3 2,4
4)Kısmen bağlı değilim 12 9,8
5)Hiç bağlı değilim 9 7,3
Toplam 123 100,0


Tablo-11: Kimlik Tercihi
Kimlik Tercihi n %
1)Etnik köken/mezhep 73 59,3
2)Memleketi 6 4,9
3)Mesleği, Bireyselliği vs. 44 35,8
Toplam 123 100,0


Örnekleme kendi özgün geleneklerine bağlılıkları konusunda soruldu. Tablo-10’un da gösterdiği gibi, örneklemin büyük çoğunluğunun geleneklerine ‘kısmen bağlı’ oldukları gözlenmiştir. Aynı şekilde, tablo-11’deki gibi örnekleme tercihli bir şekilde kendilerini dışarıdakiler tarafından tanınırken daha çok hangi özelliklerin göz önünde bulundurulmasını tercih ettikleri soruldu. Alınan yanıtlara göre, örneklemin önemli bir kısmı (%59,3) etnik köken veya mezheplerini öne çıkardıkları gözlemlenmiştir. Fakat hatırı sayılır bir kısmı da (%35,8) daha çok bireysel veya mesleki yönlerini öne çıkarmıştır.

4. Verilere Göre Siyasal Meşruluğun Eşitsizlik Açısından Soruşturulması:
Asen Thenth Annual Confernce’nin 24 Mart 2000 tarihin London School of Economics’deki ana teması ‘Milliyetçilik ve Devlet’ idi. Yanıtları aranan en önemli sorulardan biri şu idi*: “Milletler ile devletler arasındaki uygunsuzluğun sonuçları olarak etno-milli çatışmalar, uzlaşma temelli inter-idari anlayış, anayasacılık ve kurumsal düzenleme yoluyla düzenlenebilir veya çözümlenebilir mi?”. Hatta bu soruya ek olarak “aralarındaki iletişimin sadece hınç besleme sağırlığıyla kurulduğu söylenebilecek farklı kültürel grupların bir aradalığıyla yurttaşlık nasıl birleştirilebilir? (Leca, 1993: 65) ya da devlet etnik farklılıkları kendine nasıl eklemleyebilir?” diye de sorulmalıdır.
Gerçekte, mevcut devlet etnik farklılıkları kendine eklemleyememiştir. Bilindiği üzere, “Türk modernlik projesi ulus-devletin himayesinde ve kontrolünde ortaya çıkmıştı” (Bozdoğan, 1995: 5). Oysa “Türkiye’de devlet ciddi bir bunalım içindedir; şimdiye kadar dayandığı meşruiyet temeli sürekli tartışma konusu edilmektedir” (Keyder, 1998: 40).
Bilindiği üzere iktidar eşitsizliğin gelişmesiyle oluşan bir olgudur. Meşruiyet ise bu eşitsizliğe rağmen iktidarın sürdürümüdür. Yurttaşlık ilişkisi ise ulus devlette bireyin iktidar ilişkisine eklemlenmesidir. Nusayriler açısından bu süreçler ise şu şekilde incelenmiştir:

4.1. Siyasal Meşruiyet ve Nusayriler:
Çoğunlukla “devlet kavramının nereye gönderme yaptığı berisizdir” (Stevens, 2001: 99). Günümüzde dahi bu belirsizlik ortadan kalkmamıştır. Örneğin bugün için “Amerikalılar, Avrupalıların devlet dediği şeye federal yönetim’ der” (d’Estreves, 2000: 198). Hiç kimsenin itiraz etmeyeceği bir durum vardır ki, o da devletin bir iktidar süreci olmasıdır. Bu yüzden devleti tanımlamak iktidar sürecini çözümlemek demektir. “İktidar çözümlenecek ise, iktidardan bahsedilmesi gerekir... Diğer yandan bir toplum sadece tek bir iktidarın işlediği bir beden değildir; ama, aslında farklı iktidarların bir biri ardına dizilmesi, bağlanması, koordinasyonu ve hiyerarşisidir; bunlar en azından kendi özgüllüklerinde yerlerini bulur” (Foucault, 1995: 57). Aynı şekilde birçokları gibi Althusser (1989) de devlet ile sivil toplum arasındaki ayrımı sorgularken devletin sivil toplumun bir çok parçasıyla entegre olduğunu ileri sürmektedir. Bu parçalar kendi aralarında bir hiyerarşik düzlem oluştururlar. Etnikleşme de bir cemaate gönderme yapar ve o da bu hiyerarşinin içinde belki de temelinde yer alır. İşte bu hiyerarşik düzlem aynı zamanda meşruluğun oluşum biçimini ele verir. Burada egemenliği destekleyen kurumsal araçlardan söz edilmelidir. Bu kurumsal araçlar bir iktidar ideolojisi meydana getirmektedir. Althusser’e (1989) göre “kilise, okullar hatta sendikalar gibi sivil toplum örgütleri ideolojik devlet aygıtlarının bir parçası” olarak kurumlaşmıştır. Modern ulus devletin kuruluş sürecine atıfta bulunan Weber ise, bunun bir meşrulaştırma süreci olduğunu tartışmaktadır. Fakat Bourdieu’ya göre (1995: 127) “meşruluğun kabulü Max Weber’in sandığı gibi, açık bilincin özgür bir edimi değildir”. Her şeyden önce “devlet bir kurumlar toplamı olarak harekete geçmez. Devlet içinde kararları alan ve politikaları uygulayan çeşitli aktörler vardır” (Marshall, 1999: 147). İşte bu “devleti kuran ve kurumlandıran aktörler bir devlet söylemi üretir” (Bourdieu, 1995: 131). Bu söylem doğrudan doğruya ideolojiktir. İktidarın, bireylerin bilinçlerinde meşrulaştırılması fonksiyonunu görür. Bu fonksiyon sürecinin varlık bulması için kendini “insanların, sınıf, ulus, mezhep, siyasal parti gibi toplumsal grupların birbirleriyle, çeşitli iktidar odaklarıyla, toplumsal kurumlarla az ya da tutarlı –ve kuşkusuz tarihsel- sistemler” (Bumin, 1991: 34-35) meydana getirmesi gerekir. Buradaki “simge sisteminin çalışmasına kültür denir ve ideoloji gerçeği kültür gerçeği ile çok yakından ilintilidir, ideolojinin saygınlığı da kültür mekanizmasının esaslarına dayalı olarak gelişir. İdeoloji, geleneksel ‘toplum haritalarının’ modern çağlarda faylarını yitirmeleri sonucudur: Yeni bir toplum anlamları ‘haritası’ türetme çabası olarak görülebilir” (Mardin, 1995 :18). İşte bu çabanın kaynağında çoğu zaman etnik göndermeler bulunur. Fakat bazı etniler egemen söylemlerle uzlaşamıyorsa çatışacaktır.
Özellikle “devlet yeniden yaratılırken, kültürel ya da politika öncesi bağlar açıkça alttan alta politik yapı ve pratiklere yansıtılmaktadır. Fiziksel görünüşten dine kadar* bir bireyin özellikleri rastlantısal özellikler olarak ortaya çıkmaz, aksine bunlar salt politik bir toplumun varoluşu tarafından ima edilen, aslında, şart koşulan kuşaklar arası bağların getirdiği ulusal ya da etnik adlandırmadaki düzenliliklerini gösterir” (Stevens, 2001: 11). Burada kan bağı kuralları ya da etnik köken dayatan politik toplumların biçimi, iktidar bilgi eksenini üreten yasalar geliştirir. Bu da etnik kökenin yeniden üretimini sağlar. Ya da eğer devlet etnik kökenle kendini yeniden üretiyorsa, o halde devlet etnikliği de tekrara tekrar üretmek zorunda kalır. Böylece farklı etnik gruplar sahip oldukları değerler açısından iktidar söyleminin dışında tutulurlar (etnik çatışmalar da burada patlak verir. Örneğin Recai Kutan’ın Nusayriler hakkında söylediği ‘onlar sapık bir mezhebin bir üyesidir’** sözü, söylemsel olarak arzuladığı iktidarın üretim kaynakları ve yeniden üretim kaynakları hakkında önemli bir ip ucu verirken iktidarın sürdürüm sürecindeki eşitsizliğe de vurgu yapmış olmaktadır. Bilindiği üzere Nusayriler Alevi mezhebinin takipçileridir; buradan da anlaşılıyor ki, ‘özgürlük ve laiklik günümüz toplumlarındaki farklı etnik/mezhepsel kimliklerin güvencesidir’). Gerçekte Türkiye’deki Nusayriler kendilerini Türkiyeli olarak görürler ve toplumdaki her şeyden herkes kadar etkilenir. Bu yüzden “Türkiye’yi vatan kabul eden Nusayriler Türk bayrağını ve Atatürk’ü severler, sayarlar ve yaşadıkları yerlerde de bu cumhuriyetin sembollerini bulundururlar (Yiğenoğlu, Cumhuriyet, 26 Mart 2001). Hemen hemen her Nusayri evinin salonunda Hz. Ali’nin ve Atatürk’ün posterlerini aynı hizada aslı olarak bulundurur.
Sahadan elde edilen verilere göre bu çözümleme şu şekilde gerçekleşti:







Tablo-12: Meşruluk Ölçeğinin Bağımsız Değişkenler ile Regrasyon Analizi:
ENTER Modeli r B Beta t Sig.
Konstant
/ 2,374 - 2,905 .005
Yaş -.01 .289 .276 2,640 .010
Gelir .13 -.190 -.020 -.201 .841
Eğitim düzeyi .01 .160 .130 1,284 .202
Kimlik tercihi .04 .437 .058 .655 .514
Geleneklere bağlılık -.04 -.204 -.022 -.230 .819
Dini vazifeler .16 -.143 -.145 -1,428 .157
Anadil bilme düzeyi .32** .314 .364 3,752 .000
Dikey sosyal hareketlilik -.25** -.310 -.266 -3,006 .003
R= .487 R²= .237 F=3,877 p<.001
Person r’sine göre anlamlılık düzeyleri: **= p<.01 * = p<.05
STEPWISE Modeli R² Beta F Sig.
Anadil bilme düzeyi .088 .368 10,326 .002
Dikey sosyal hareketlilik .145 -.264 9,007 .000
Yaş .207 .262 9,135 .000

Bağımsız değişkenler olarak örneklemin yaşı, gelir ve eğitim düzeyi, kimlik tercihi, geleneklere bağlılığı, dini vazifeleri yerene getirme sıklığı, anadillerini bilme düzeyi ve örneklem ailelerinin dikey sosyal hareketlilik yapma özelliklerine göre bağımlı değişken durumundaki ‘Meşruluk-Ölçeği’ olarak adlandırılan değişkenle bir regrasyon analizine tabi tutulmuştur.
Tablo-12’den de anlaşılacağı üzere, anadil bilme düzeyi, sahip olunan yaş ve dikey sosyal hareketlilik ile meşruluk-ölçeği arasında yüksek ilişki vardır. Fakat, örneklemin anadillerini bilme düzeyleri ile yaşları, meşruluk-ölçeğine doğru orantılı etkide bulunurken, dikey hareketlilik yapma oranları ters orantılı olarak etkide bulunmaktadır. Bu ölçeğin maddeleri hatırlanacak olursa; Nusayriler olgunlaştıkça ve anadillerini biliyorlarsa (dolayısıyla etno-kültürel özellikler sürdürülüyor demektir) kendilerini okul yıllarındaki formel eğitim sisteminde yer alan din ve ahlak derslerinde sürekli ezildiklerini, dışlandıklarını en azından sıkıntı çektiklerini ve hatta kendilerinden alınan vergilerin mezhepsel olarak ait olmadıkları bir kesime aktarıldığını düşünmektedirler. Diğer yandan, dikey hareketlilik yapanlar ise (daha çok yukarı doğru gerçekleşenleri) herhangi bir rahatsızlık duymamaktadırlar. Nusayrilerin üst tabakası siyasal meşruiyet altında ve ona eklemlenmiştir. Nusayrilerin, varlıklı olmasının siyasal sonuçları Nusayri kimliğinin ulus devlete eklemlenmesi şeklindedir. Bu tespite göre, Nusayriler bazında sosyo-ekonomik hareketlerle etnisist hareketler örtüşmektedir. Yani, siyasal meşruiyetin Nusayrilik algısı ile düşük sosyo-ekonomilerin birer yansıması şeklindedir.

4.2. Yurttaşlık Sürecinde Nusayriler:
Modern ulus devletin ayırıcı temel özelliği, uyruklarını tebaadan yurttaşa geçirmiş olmasıdır. Burada yurttaşlık, bir birey ile siyasal bir kuruluş olan devlet arasındaki politik birliği gösteren bir hukuksal bütündür. Eskiden “yurttaşın akla getirdiği katılım kavramları ‘millet/milliyet’ kavramlarıyla aynı değildi” (Stevens, 2001: 159). Ancak modern ulus devlet anlayışında tam tersi gerçekleşti. Örneğin “Alman İdealizmi ve Alman Romantizminden kaynaklanan halkçı devlet anlayışında sadece ‘devlet halkı’na (staatsvoyk) mensup olanlar ve onlardan sonraki nesiller tüm haklara sahip devlet yurttaşı olabilirler. Devlethalkı bir köken cemaatidir. Ulusun içinde başka bir yabancı kökenden gelen halkın yeri yoktur” (Oberndrfer, 1994: 174). Zaten “egemen ülkelerin hem içinde hem de arasında etnik ve ulusal düşmanlıkların sürdürülmesinin temelinde de işte bu tür kan bağı kuralları yatar” (Stevens, 2001: 9).
Her ne olursa olsun “modern ve çağdaş yurttaşlık kuralları örnekleri çok farklı coğrafyalarda ve büyüklükte olmalarına rağmen, bütün politik toplumlarda ağırlıklı olarak birbirine benzer” (Stevens, 2001: 196). Her durumda da “yurttaşlık, bireyi bir dizi özel hak ve görevin bağlı olduğu bir yasal statüyle donatmaktadır. Ancak yurttaşlık, yalnızca yasal statüyle sınırlı değildir, aynı zamanda bireyin topluluğa eklemlenmesi ve siyasal ve kamusal alanla kurduğu ilişkinin de ifadesidir” (Üstel, 1997: 128). Burada günümüzün “küresel süreçleri, genelde azınlıkların ayrı bir kimlik ve grup hayatı sürdürmeleri için daha geniş bir zemin sağlamaktadır” (Kymlicka,1995:36).
“Modern devletlerin çoğunluğu yurttaşlık ile milliyetçilik arasında bir bağ kurarlar... uzun vade de milli duyarlılık ile iyi yurttaş birbirine bağlı düşünülmüştür... Bu yüzden dilleri ve etnik özellikleri bakımından farklılaşmış kültürel topluluklara siyasi haklar talep etmek de aynı şekilde meşru görülmemiştir” (Leca, 1993: 60). Bilindiği üzere, “nerede asimetrik iktidar ilişkisi var orada bir emenlik durumu vardır, bu nedenle ideoloji* sadece sınıf egemenliğinin değil, etnik gruplar, ulus-devletler, cinsler vb. arasındaki egemenlik ilişkilerinin de sürdürülmesini sağlar” (Larrian, 1995: 27). Gerçekten de, “etnik-milliyet ile yurttaşlık arasında her zaman bir karşıtlık söz konusu olmuştur... Bazı hallerde de etnik kimlik yurttaşlıktan önce gelebilmektedir” (Roy, 2000: 23-235). Hatta tanım gereği “ulus ile etni arasında bir çok yönden ortaklık olduğu söylense de aralarında temel fark, saf haliyle etni siyasal taleplerde bulunmamış olmasıdır” (Guibernau, 1993: 163). Fakat, “modern devletin en temel yapılarının devletin kendisini yeniden üretmesini sağlayan ve milliyet, etnik köken, ırk ve aile rolleriyle bağlantılı güç ilişkilerini mümkün kılan şey olduğu düşünülür ise, belli eşitsizlikleri ortadan kaldırma yönündeki çabaların” (Stevens, 2001: 26) olduğu yerde, ulus devletler egemen etninin dışında farklı etnilere karşı bazı senaryolar geliştirir. Örneğin; “devlet kendi toprakları içinde farklılığı ortadan kaldıracak politikaları uygulamak için aktif faaliyet yürütebilir” (Guibernau, 1993: 165).
Bilindiği üzere, “Türkiye Cumhuriyeti, ‘millet-i hakime’ anlayışının seküler versiyonuna dayalı, siyasi meşruiyeti seküler temeller üzerine kurulmuş, ‘muasır medeniyet seviyesine ulaşmak ve hatta aşmak’ olarak tanımlanmış bir milli devlet oluşturma amacına göre yapılandırılmıştır” (Yıldız, 2001b: 210). Burada asıl sorun belirli bir etnisite ile modern devlet arasında bir sürekliliğinin olup olmadığıdır. Kimileri “modern ulus devletin meşruiyetini oluşturan şey, etnik grupla (Türk etnisitesi) ulus-milliyetçilik arasında bir özdeşlik” (Yıldız, 2001a,b) kurmaktadır. Ayı görüşe göre gerekli çözümleme için gerekli malzeme Türk ulus devlet inşa sürecine damgasını vuran Kemalist milliyetçilikte saklıdır. Çünkü “inşa döneminin devletin resmi ideolojisinin yapısal bir parçası haline gelmiş Kemalist milliyetçilik devlet ve millet üyeliğini örten bir biçimde birbirinden ayırmış ve devlet üyeliğini (yurttaşlığını) fiilen millet üyeliğine bağlamıştır. Millet üyeliği için de hem subjektif hem de objektif düzeyde tanımlanmış niteliklere sahip olmak zorunlu tutulmuştur. Bu yüzden (devlete üye olmanın bir sonucu olarak) vatandaşlık haklarının kullanılması, pratikte (millete üye olabilmenin gereği olarak) Türk olmanın şartlarını karşılayabilmek ile ilişkili olmuştur. Türk olabilmek ise, hem söylem hem de eylem düzeyinde etnik-soya dayalı unsurlar ihtiva etmektedir. Resmi Türk milli kimliğinin sınırları, Cumhuriyetin Kuruluşundan bugüne uzanan süreçte, buna göre şekillenmiştir” (Yıldız, 2001b: 213). Günümüze doğru gelindiğinde “Kemalist resmi ideoloji toplumsal iktidar zeminlerini giderek yitirip devlet kabuğunun içine çekildikçe ‘muasır medeniyet seviyesine’ erişme amacı önceliğini kaybederek yerini Kemalist devlet çekirdeğinin korunmasına bırakmıştır... Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitle olma ideali tek boyutlu bir hale gelmiş ve yerine etnik muhtevası yoğun bir ‘Türk’ üst kimliğinde ‘kaynaşmış bir kitle’ olma idealine bırakmıştır. Fakat Türk kimliğinin bir üst kimlik olarak inşası ve bunun için etnik ve dini duyarlılıkları nasıl yansıtılacağı inşa döneminden beri varlığını sürdüren problem alanları olarak durmaktadır” (Yıldız, 2001b: 232-234)
Bilindiği üzere “resmi (egemen) dini İslam olan Osmanlı Devleti, Müslüman olmayan milliyetlerin haklarını korumuş, ama Müslüman Türk tebaası arasında Sünni-Alevi ayrımı gütmüştür. Sünni Müslümanlar, devlet varlığına dayanırken; Aleviler, Şiiliğe (politik açıdan İran’a) yakın görülmüş, gösterilmiştir. Diyanet İşleri Yüksek Kurulu Görüşüyle, söz konusu ayrımın günümüzde de sürdüğünü belgelemektedir” (Güvenç, 1993: 181).
Bu sürecin algılanma biçimine göre Alevi Nusayriler şu şekilde incelenmiştir:
Tablo-:13: Yurttaşlık Ölçeğinin Bağımsız Değişkenlerle Regrasyon Analizi:
ENTER Modeli r B Beta t Sig.
Konstant
/ 2,404 - 4,236 .000
Yaş -.18* -.229 -.315 -3,013 .003
Gelir .06 .162 .203 1,997 .049
Eğitim düzeyi .10 -.434 -.062 -.608 .545
Kimlik tercihi .28** .163 .258 2,902 .005
Geleneklere bağlılık .12 .657 .010 .105 .916
Dini vazifeler .22* .139 .203 1,996 .049
Anadil bilme düzeyi -.06 -.109 -.183 -1,878 .063
Dikey sosyal hareketlilik .01 .322 .005 .054 .957
R= .482 R²= .233 F=3,792 p<.001
Person r’sine göre anlamlılık düzeyleri: **= p<.01 * = p<.05
STEPWISE Modeli R² Beta F Sig.
Kimlik tercihi .094 .268 11,107 .001
Dini vazifeler .150 .204 9,368 .000
Yaş .188 -.198 8,094 .000

Yurttaşlık algısı olarak da adlandırılabilecek olan yurttaşlık ölçeğine Nusayrilerin etnik/mezhepsel kimlikleri ve bu mezhebin gereği olan dini vazifelerini yerine getirebilme doğru orantılı olarak etki etmektedir. Fakat, örneklemin yaşları arttıkça ters orantılı bir etki söz konusudur.
Ölçeğin maddeleri hatırlanacak olursa, buradan şu sonuç çıkarılabilir: Nusayriler Türkiye Cumhuriyet yurttaşı olmayı, siyasal kurum ve yasalara saygı göstermeyi önemsiyorlar. Hatta kendi kültürel özelliklerini yitirmeden de yurttaş olarak kalabileceklerine inanıyorlar. Fakat kendilerine ön yargılı davranılmaması gerektiğini de düşünüyorlar. Aynı şekilde seçim sisteminde kendi kültürel, inançsal özelliklerinin dikkate alınmadığı inancı hakim. Dolayısıyla bu türden etnisist algılamaların siyasal sonuçları da söz konusudur. İşte bu süreci anlamak için örnekleme siyasal tercihleri soruldu. Örneklemin 1999 yerel seçim ve genel seçimlerde oy kullanım dağılımı şu şekildedir:
Tablo-14: Yerel ve Genel Seçimlerde Örneklemin Oy kullanım Dağılımı
Tercih Edilen Partiler Yerel Seçim (1999) Genel Seçim (1999)
n % n %
ÖDP, SİP, TKP vb. 8 9,9 10 12,3
DSP, CHP 57 70,4 52 64,2
ANAP, DYP, LDP 13 16,0 12 14,8
HADEP 3 3,7 7 8,6
Toplam 81 100,0 81 100,0

Nusayri örnekleminin önemli bir kısmı (%70,4 ve %64,2) sosyal demokrat siyaset çizgisini takip eden partileri tercih etmiştir. Fakat %8,6’lık bir kısmı da etnik siyaset yürüten partiyi tercih etmiştir. Bunların yanı sıra, daha sola yakın siyaset yürüten partiler de söz konusudur (12,3). Ortanın sağında yer alan partiler ise %14,8 düzeyinde tercih edilmektedir. Tercihlerin geneli düşünülür ise, Nusayriler Sosyal demokrat ve/veya sol tandanslı partileri tercih etmektedirler. Hatta CHP’ye oldukça yakın durmaktadırlar. Peki, neden?
Tablo-15: Örneklemin Oy Tercihlerine Etki Eden Faktörler
Niçin seçtikleri partiye oy vermişler? Yerel Seçim (1999) Genel Seçim (1999)
n % n %
1 İdeolojik olarak dünya görüşüme uygun olduğu; memleketi en iyi idare edeceğini düşündüğüm için.
56
70,0
72
91,1
2 Bana (veya akrabalarıma) bir iş sağlanacağı sözünü aldığım için/ Oturduğum semte yol, su vs. yatırım sözü aldığımız için
5
6,3
2
2,5
3 Vekil, Başkan, encümenlerden en az biri tanıdık (hemşehri) olduğu için
19
23,8
3 3,8
4 Ailemin-eşimin görüş ve isteği olduğu için - - 2 2,5
Toplam 80 100,0 79 100,0

Tablo-15’ten anlaşıldığı üzere, örneklem hem yerel seçimlerde hem de genel seçimlerde bu partileri tercih etmelerinde ideolojik-dünya görüşlerinin etkili olduğunu söylemektedir. Fakat oy kullanırken parti tercihinde etnisist karakter daha çok yerel seçimlerde etkili olmuştur. Örneklemin %23,8’i kendilerinden biri olduğu için o partiyi tercih etmişlerdir.

Genelde ise, Nusayrilerin siyasal tercihleri sosyal demokrat bir çizgiden sol siyasete doğru oluştuğu söylenebilir. Örneğin örnekleme “sizi (Nusayrileri) en iyi temsil ettiğini düşündüğünüz hangi partidir” diye soruldu. Bu soruya örneklemin %63’ü (n=66) yanıt verdi. Yanıt verenlerin % 48,5’i (n=32) CHP ve %18,2’si ÖDP olduğunu belirtmiştir.
Aslında Nusayrilerin siyasal tercihlerinde etnisist karakteri, oy verirken değil oy vermezken ortaya çıkmaktadır. Örneğin örnekleme, “Katiyen ne olursa olsun oy vermeyeceğiniz iki parti belirtir misiniz” diye soruldu. Bu soruya örneklemin %82,9’u (n=102) yanıt vermiştir. Örneklemin %52,9’u (n=54) birinci olarak MHP’yi, %23,5’i (n=24) FAZİLET/SAADET’i ikinci tercih olarak belirtirken % 40,4’ü (n=38) birinci tercih olarak FAZİLET/SAADET’i, %14,9’u (n=14) MHP’yi belirtmiştir. Peki, neden?
Örnekleme bu partileri neden tercih etmedikleri de soruldu. Alınan yanıtlar şu şekildedir:
Tablo-16: Belirli Partileri Tercih Etmeme Nedenleri.
Neden bu partileri tercih etmiyorlar n %
1 İdeolojik görüşüme aykırılar 25 29,8
2 Aşırı görüşleri var, fanatikler, ırkçı, milliyetçi, mezhebe dayalı partiler ve laik değiller. 40 47,6
3 Ülkeyi tahrip ediyor ve zara veriyorlar, ülkeyi kötü yönetiyorlar. 11 13,1
4 Ayrımcılar, toplumsal uzlaşmaya kapalılar, demokrat değiller. 7 8,3
5 Beni ve halkımı temsil etmiyorlar 1 1,2
Toplam 84 100,0

Örneklemin büyük bir kısmı (47,6) bu partileri fanatik, ırkçı,, milliyetçi veya mezhebe dayalı parti oldukları için katiyen tercih etmediklerini belirtmişlerdir. %29,8’i de ideolojik olarak kendilerini bu partilere yakın görmedikleri belirtmektedir. Pek az kısmı (%13,1) idareciliklerini eleştirdikleri için tercih etmemektedirler. Demek ki, siyasal düzleme etnisist açıdan bakılınca bütün algılamalar da etnisist içerikli olmaktadır. Hatta bir ülkenin iyi yönetilmesinde ülke kaynakların paylaşımından ziyade farklı kültürel grupların talepleri daha çok belirleyici olmaktadır.

5. Sonuç:
Ölçekler arası korelasyon ilişkisine bakıldığında siyasal meşruiyet ile yurttaşlık ölçeği arasında ters orantılı ilişki (-.22 p<.05) olduğu görülecektir. Yani Nusayriler, yurttaş olarak bu toplumda yer edinmek istiyorlar fakat, etnik özelliklerinden gelen farklı kültürel özelliklerinden dolayı siyasal meşruiyetin tanımları dışına düştüklerini düşünüyorlar.
Etnik hareketler yerel seçimlerde daha çok belirleyici faktördür. Eğer bu belirleyicilik genel seçimlerde de görülmeye başlar ise, etniklik artık milliyetçi bir hal almış demektir. Nusayrilerde etniklik daha çok yerel seçimlerle sınırlanmıştır.
Artık biliniyor ki, birinci derecede kadın, işçi, zenci, homoseksüel, çevreci, etnik, farklı kültürel gruplar vs gibi toplumsal ayrılıkların birbirini kucaklayacağı bir yurttaşlık kavrayışı geliştirilmesi gerekmektedir. “Cemaat içinde haklar ama cemaate karşı sorumluluklar. Bu haklar tanımlanmak ve ayrıştırılmak zorundadır... Cemaatin fiil katılımı yoluyla pratik olarak etki ve gerçeklik kazandırılmadıkça, haklar kağıt üzerindeki iddialar olmaktan öteye geçemez. Öyleyse yurttaşlığın üç nosyonu göz önünde bulundurulmalıdır: Üyelik, karşılıklı haklar ve ödevler ve pratikte somut katılım” (Hall, 1995: 171-172). Türkiye açısından en temelinde “yerine bir tür anayasal yurttaşlığı bırakmak üzere kolektif milliyetçi ideolojiden vazgeçilirse, kültürel kimliğin ifade edebileceği bir kamusal alanın yaratılmasına olanak verebilecek güvenilir bir hukuki ve idari düzen kurulursa, ayrılıkçı talepler muhtemelen yumuşayacak, yeni kazanılmış haklardan yararlanma yoluna gidilebilecektir” (Keyder, 1998: 41). Böylece etnik farklılıklar mevcut devlete ve yeni dünya düzenine yumuşak zeminlerde absorve olabilir.
Son olarak, “Avrupa Birliğinin kaçınılmaz olarak yok edemeyeceği ama yapılarını kökten yenileyeceği ulus-devletlerin bu kuruluşun sınır ve biçimini çizecek olan ajanların var olduğunu” (Guibernau, 1993: 181) göz önünde bulundurursa ulus devlet içindeki eklemlemesini gerçekleştirememiş mevcut etniler bu fonksiyonu seve seve yerine getirecektir. Şimdiden küreselleşme, ulus-devleti sarıp sarmalamış ve ulus devlet içinde uyuyan etnileri yerinden oynatmıştır bile. Artık onlar gözleri mahmur çevreye bakmakta, bir çocuk gibi yeni uyanıklığın verdiği sinirlilik halleriyle de biraz saldırgan tavır sergilemektedir. Burada esas olan onlara bir baba şefkatiyle daha anlayışlı yaklaşmak ve onları anlamaktır. İster adı “anayasal yurttaşlık” ister başka, “katılımcı-entegrist bir yurttaşlık modeli”ne dayanan anayasal yapı böyle bir şefkatli ortam yaratabilir. Bu şekilde de siyasal meşruluk da eşitsizliğin adaletliliği anlaşılır hale gelir ve eşitsizliğe ait çözümler sosyo-ekonomiler içerisinde (dolayısıyla ulusal sınırlar içinde) aranır. Aksi taktirde etniklik “ulusal güvenlik” açısından her zaman hassasiyetini koruyan bir unsur olarak kalacaktır. Örneğin Türkiye Cumhuriyeti’ne göre daha geç dönemde kurulmuş olan Suriye, Hatay bölgesini kendi hinterland alanı olarak görmektedir. Bu bölge ve bölge insanları sürekli Suriye’nin dikkatini çekmektedir. Bu yüzden Suriye bölgede yaşayan insanlar arasında bir nüfuz mücadelesini sürdürdüğü bilinmektedir. Suriye, Hatay’ı siyasi coğrafyasında gösterme gayreti içerisindedir (Örneğin, Suriye’nin resmi devlet televizyonunda Hatay bölgesini Suriye sınırları içerisinde göstermektedir). Onun için, burada bölgenin Arap kökenli nüfusu sosyal stratejik önem taşımaktadır.
Bu yüzden, Suriye Hatay üzerinde ciddi sosyal stratejik yöntemler uygulamaktadır. Bu stratejilerden en sonuncusu, Suriye’nin “kendini Arap olarak tanımlayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı binlerce öğrenciyi kendi vatandaşı kabul ederek çok cazip imkanlarla Şam Üniversitesinde eğitim vermesidir” (Önder, 1999: 222). Bu manevranın doğası gereği “Türkiyeli bir çok genç Suriye’de sınavsız olarak üniversitelere kayıt yaptırmıştır. Suriye, bu öğrencilere 4-5 yıl burs vermektedir. 10-15 öğrenciye burs vermekle başlayan uygulamanın 2500-3000 öğrenciye ulaşıldığı ifade edilmektedir” (Çelik, 1998). Diğer yandan Hatay Nusayrileri, çalışma amaçlı yurt dışına çıkmaktalar. Arapça konuşabilmelerinden dolayı en çok Suudi Arabistan’ı tercih etmelerinin yanı sıra Suriye de tercih edilmektedir. Suriye’deki akrabalarıyla ilişkilerini sürüyor olmaları onlara önemli lojistik destek sağlamaktadır. Bu ilişkilerden yeni evlilikler gerçekleşmekte ve her iki taraf arasındaki kan bağı yeniden pekiştirilmektedir. Fakat unutulmamalıdır ki bu süreç yalnız Hatay bölgesinin Nusayrileri için geçerli değil Sünni Arapları için de geçerlidir.

Kaynakça ve Ekler:
Althusser, Louis, (1989), “İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları”, Çev.: Yusuf Alp-Mahmut Özışık, 2. Basım, İstanbul: İletişim Yayınları.
Ayata-Güneş, Ayşe, (1996), “Kültürel Kimlik, Türkiye’de Etnik Kimlik ve Etnik Gruplar”, Toplum ve Göç, 2. Ulusal Sosyoloji Kongre Tebliğler, Ankara: Sosyoloji Derneği Yayınları No:5.
Baycı, Ali, (1995), Sosyal Bilimlerde Araştırma, Ankara: 72TDFO Yayıncılık.
Bourdieu, Pierre, (1995), “Pratik Nedenler”, Çev.: Hülya Tufan, İstanbul: Kesit Yayıncılık.
Bumin, Kürşat, (1991), “Pasifizme Övgü ve Resmi İdeolojimiz Okulumuz”, İzmir: SOS Akdeniz Bürosu Yayınları.
Bozdoğan, Sibel ve Kasaba, Reşat, (1998), Türkiye’de Modernleşme ve Ulusal Kimlik, İstanbul: Türk Tarih Vakfı Yurt Yayınları.
Çelik, Mehmet, (1998), “Suriye’nin Hedefi Öğrenciler, Ne Arab’ın Yüzü Ne Şam’ın Şekeri, Sabah Gazetesi, 18 Ekim 1998, Akt.: Nuriye Akman.
Ergün, Mustafa (1995), Bilimsel Araştırmalarda Bilgisayar İstatistik Uygulamaları: SPSS for Windows, Ankara: Ocak Yayıncılık.
Guibernau, Montserrat, (1997), “Milliyetçilikler: 20. Yüzyılda Ulusal Devletler ve Milliyetçilikler, Çev.: Neşe Nur Domaniç, İstanbul: Sarmal Yayınevi.
Güvenç, Bozkurt, (1993), “Türk Kimliği”, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları No: 1549.
Hall, Stuart, (1998), “Yerel ve Küresel: Küreselleşme ve Etniklik”, Kültür, Küreselleşme ve Dünya Sistemi , içinde Anthony D. King (ed.), Çev.: G. Seçkin-Ü. H. Yolsal, Ankara: Bilim Sanat Yayınları.
d’Estreves, Alessandro Passerin, (2000), “Devlet Kavramı”, Çev.: Başak Baysal, Der. Cemal Bali Akal, ”Devlet Kuramı içinde S. 193-211, Ankara: Dost Kitabevi.
Foucault, “İktidarın Örgütleri2, Çev.: Ali Akay, İstanbul: Toplumbilim Dergisi Sayı-3, S. 57-58.
Keyder, Çağalar, (1998), 1990’larda Türkiye’de Modernleşmenin Doğrultusu, S. Bozdoğan-R. Kasaba (ed.) içinde, s. 29-42.
Kymlicka, Will, (1998), “Çokkültürlü Yurttaşlık”, Çev.: Abdullah Yılmaz, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Larrain, Jorge, (1995), “İdeoloji ve Kültürel Kimlik”, Çev.: Neşe Nur Domaniç, İstanbul: Sarmal Yayınevi.
Leca, Jean, (1993), Yurttaşlık Üzerine Sorunlar, Çev.: Gürol Koca, İstanbul: Birikim Dergisi, Sayı: 55.
Mardin, Şerif, (1995), “İdeoloji”, 3. Basım, İstanbul: İletişim Yayınları.
Marshall, Gordon, (1999), “Sosyoloji Sözlüğü”, Çev.: O. Akınhay-D. Kömürcü, Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları.
Oberndörfer, Dieter, (1994), “VIII Nationale Identitöt und Multikulturelle Gesellschaft”, Auslönder, Aussiendler, Asulinder Bundesrepublik Deutschland, Klaus j. Bade (Ed.), Bonn: Budeszentrale Für Politische Bildung.
Önder, Ali Tayyar, (1999), “Türkiye’nin Etnik Yapısı: Halkımızın Kökeni ve Gerçekler”, 3. Basım, Ankara: Önder Yayıncılık ve Pazarlama.
Roy, Oliver, (2000), “Yeni Orta Asya, Ya da Ulusların İmal Edilişi”, Çev.: Mehmet Maralı, 5. Basım, İstanbul: Metis Yayınları.
Serin, Şerafettin, (1995), “Aleviler, Nusayriler ve Şiiler Kimlerdir”, Adana: Koza Ofset.
Stevens, Jacqueline, (2001), Devletin Yeniden Üretimi”, Çev.: Abdullah Yılmaz, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Tezbaşaran, A. Ata, (1997), Likert Tipi Ölçek Geliştirme Kılavuzu, Ankara: Türk Psikologlar Derneği Yayınları.
Üstel, Füsun, (1997), “Devlet-Sivil Toplum-Kamusal Alan ve Yurttaşlık”, İstanbul: Birikin 93-94.
Van Dam, Nikoalos, (2000), “Suriye’de İktidar Mücadelesi, Esad ve Baas Partisi Yönetiminde Siyaset ve Toplum” Çev.: Semih idiz-Aslı Falay Çalkıvık, İstanbul: İletişim Yayınları.
Yıldız, Ahmet, (2001a), “Ne Mutlu Türküm Diyebilene: Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları, İstanbul: İletişim Yayınları.
Yıldız, Ahmet, (2001b), “Kemalist Milliyetçilik”, Modern Türkiye’de Siyasal Düşünceler: Kemalizm, cilt-2, Ahmet İnsel (ed.) içinde, İstanbul: İletişim Yayınları, s. 210-234.

Yrd.Doc.Dr. Cahit ASLAN,
Çukurova Üniversitesi