Göç-Eğitim-Batman ve Çocuk: Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Göçün Aile ve Çocuk Eğitimi Üzerindeki Etkisi

Göç-Eğitim-Batman ve Çocuk:
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Göçün
Aile ve Çocuk Eğitimi Üzerindeki Etkisi
Cahit ASLAN*


İnsanlık tarihinin büyük bir bölümü coğrafi yer değiştirme olarak nitelendirilebilecek göçlerden oluşmaktadır. Göçler coğrafi olmasının yanı sıra ekonomik ve kültürel nitelik de taşır. Göç sonucu kültürlerin çatışması, bazen iki kültürün karışımı, bazen sıkıntının kaynağı, bazen uyum ve entegrasyonun yolu, bazen hasta bir zihniyete geçiş olur. Bu yüzden makro düzeyde toplumu, mikro düzeyde bireyi sarsan bir durumdur. Üstelik, bu birey yeteri kadar sosyal, ekonomik ve fiziksel donanıma sahip olmayan bir çocuk olursa... Onun için daha bir önemli olmaktadır eğitim.

Göç Kavramı Üzerine:
En genel anlamıyla göç, şahıs veya toplulukların fiili ikametgahlarını isteyerek ya da zorla, kalıcı veya belirli bir süreyi kapsayıcı şekilde gerçekleşen fiziki mekan değişikliğidir. Tanımdan da anlaşılacağı üzere göç, zorunlu ya da gönüllüdür. Gönüllü göç, insanların kendi istekleri ve beklentileri yönünde bir ketten diğerine ya da bölgeye olan hareketliliğini dile getirir. Zorunlu göç ise, bireylerin istekleri dışında çeşitli kuvvetlerin etkisi veya zorlamasıyla gerçekleşir. Örneğin, devletin çeşitli sosyal, ekonomik, güvenlik vb. konularda aldığı kararların yerine getirilmesi aşamasında, nüfusta oluşturulan hareketlilik zorunlu göçü oluşturmaktadır.**

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Göç:
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki göçlerin büyük çoğunluğu zorunlu göç tanımına girmektedir. Bu hareketlilik sonucu bölgenin ve özelde kentlerinin toplumsal yapısı değişmiş ve demografik hareketlilik kent merkezlerinde korkunç rakamlara ulaşmıştır. Söz konusu kentlerin nüfusu %150-200 arasında artış göstermiştir. Bu durum bölgede zaten mevcut nüfusu barındırmakta yetersiz olan kentlerin resmi ve yerel yöneticilerini bir anda altından kalkmaları mümkün olmayan sosyo-ekonomik problemlerle karşı karşıya bırakmıştır. İşte bu çok boyutlu ve karmaşık bir sorundur. Ayrıca zorunlu göçlerin bireysel düzeyde değil de ailesel belki köysel düzeyde gerçekleşmiş olması konunun aile düzeyinde ele alınmasını zorunlu kılmakta ve ailelerin parçalanmışlığı önem taşımaktadır. Kaldı ki, toplumumuzun hiçbir kesimi haksızlığa, açlığa, umutsuzluğa, şiddete, acımasızlığa, kana, kanıksanmaya, yolsuzluğa alıştırılmaya, köşe dönücülüğe, saygısızlığa, erdemsizliğe terk edilemez.

Göçün Nedenleri ve İstikameti:
Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, bu zorunlu göçlerin hiçbiri “çocukların daha iyi eğitimi” için yapılmamaktadır. Bu göçlerin %99’u can güvenliğinden dolayı yapılmaktadır. Nereye göç edeceklerini ise, devlet yetkililerinin burayı göstermesi veya burada bulunduğu yerden insanların daha öncesinde var olup olmaması belirlemektedir (%56). Bunların yanı sıra insanların daha önce bulunduğu yerlere oranla göç edilen yerin daha çok can güvenliği olması buraya göç etmesinde etken olmuştur.

Göçün Doğurguları ve Yarattığı Problemler:
Terör nedeniyle yaylaya göçemeyen, mezrasında barınamayan insanlar, fakir kentlerin çevrelerinde fakirlik çemberi oluşturmaktadırlar. Bu da hızlı bir maddi ve manevi değer kaybı meydana gelmesine yol açmaktadır. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, göç edenlerin %96’sı göçten önce geçimlerini rahat karşılıyorlardı. Büyük çoğunluğunun TV. Buzdolabı, telefon, fırın, çamaşır makinesi, koltuk takımı gibi eşyaları vardı. Oysa göç sonucu bu durumlarını yitirmişlerdir. Buna ilaveten, iyi, güzel gibi kavramlar anlamını yitirmiş, erdemli olmanın yadırgandığı bir durum ortaya çıkmıştır.
Bilindiği üzere göçün bir de diğer tarafı vardır: Göç edilen taraf. Her iki kesimi göçten sonra büyük bir kültürel şok yaşamıştır ve yaşamaktadır. Her iki taraf sevimli iken sevimsiz, duyarlı iken duyarsız, değerli iken değersiz, dürüst iken kaypak, umutlu iken umutsuz, mutlu iken mutsuz, birlikten yana iken dışlanmış ve ayrılmışlık duygularını yaşıyorlar.
Bütün bu kavram ikilikleri göç eden açısından şu patolojik sonuçlar doğurmaktadır:
1) Özgür iken bağımlı:
Köyünde nispeten bağımsız yaşam sürdürürdü, su, toprak ve zamanın kullanımında sınırlama yoktu. Oysa şimdi var. Yarının ne olacağı belirsiz. Yeni yere yabancı yeni yer ona yabancı. Bu durumu genç yaşlı herkes yaşamaktadır. Çocuklar ise bu olumsuzluğu daha ağır hisseder.

2) Sadık iken asi:
Yaşantısının desenleri bir önceki yaşam koşulları tarafından belirlenmişken, yeni dönem belirsizliklerle doludur. Bu yüzden isyankardır:
“Hakkaniyet arayışının hukuk güvencesinde olmadığı, vatandaşlık haklarının kurumlaşmadığı toplumlarda, asilik elinizde kalan, biraz fazla romantikçe de olsa, var oluşsal bir direniş biçimi, küstahça bir meydan okuyuş, her an şaşkınlık hali, aşırı duygusallık, alınganlık, asi davranışın, kibrin harcını oluşturur. Asilik, vatandaş kimliğinin negatif ya da karanlıkta kalan yer altı yüzü. Vatandaşlık seçilmiş, öğrenilmiş, düşünülmüş, olgun bir kimliktir. Asilik bir kimlik değil, bir davranış, konum alış, tepki gösteriş biçimidir”*.
3) Tok iken aç:
“İnsan açlığını giderecek her türlü imkandan yoksunsa o zaman borç ya da yardım isteme davranışlarında bulunabilir. Karakterine göre hırsızlık ve dilencilik yapabilir. Çalma ve gasp sırasında saldırganlık gösterebilir, şiddete başvurabilir. Tarihin en kanlı olaylarının gerisinde kitlelerin açlık temel içgüdüsünün yattığı bilinmektedir”.**
4) Yardımsever iken ölümsever ya da duyarsız:
Anadolu insanı için ölüm en korkunç olaydır. Aynı zamanda barış sağlayıcı işleve sahiptir. Oysa aylarca tutulan yaslar, ağıtlar, düğünlerde çalınmayan davullar gibi davranışlar ters yüz olmuştur. Kanıksanan ölüm olayı, kaygısızlık, vurdumduymazlık, duyarsızlık apaçık gözlenmektedir. Kesilen saç bölükleri, tırnaklanan yüzler yerini alkışlara bırakmaktadır. Bütün bu süreç dayanışmayı, yardımlaşmayı yok ettiği gibi Anadolu folklorunun ölüm teması anlayışını da yıkmıştır.
5) Sakin iken şiddetten yana:
Zorunlu olarak kente göç eden ya da ettirilen insan, düzenli, bakımlı şehir özleminden önce toprağını, yerini, yurdunu özlemektedir. Bunun sürekliliği sonucunda bilinç bulanıklığı yaşayan bu insanlar mutsuz, dışlanmışlık duygusuna kapılmaktadır. Sonuç olarak öfkeli, gergin, çabuk tepki gösteren, tepkilerini denetleyemeyen, dolayısıyla şiddete başvuran bir insan tipi meydana çıkmaktadır.

Bütün bu ikilemlerinin en temelinde göç eden ailelerin iş bulamama ve dolayısıyla geçim sıkıntısı yatmaktadır. Buna ilaveten “piyasayı düşürdükleri” gerekçesiyle yerli işçiler tarafından tepki de görmektedirler. Yapılan çalışmalar gösteriyor* ki, bu bölgedeki göç etmiş insanların %80’inden fazlası hiç iş bulamamaktadır. Bunun sonucu olarak çocukların çalıştırılma oranı artmakta ve hatta bir çok aile geçimlerini çocukların sırtından sağlamaktadır. Buna paralel olarak göç alan bütün kentlerde hırsızlık olayları artmıştır.
Göç eden ailelerin en büyük problem olarak yaşadıkları bu işsizliklerinin yanı sıra, yiyecek-içecek sıkıntısı ve barınak gibi büyük problemleri aynı anda yaşamaktadırlar. Öyle ki, aynı yapı içerisinde birbiriyle akraba birkaç aile birlikte kalmaktadır. Bunun sonucu olarak, cinsellik gibi bir çok ailesel fonksiyonlar tam yerine getirilememektedir. Bu da bireyler üzerinde diğer sorunları arttırıcı etki yapmaktadır.

Çocukların Eğitimi Problemi:
Aslında göç eden aileler açısından çocukların eğitimi gibi bir problem, problemden bile sayılmazken, dışarıdan bir gözlemci için ya da bir eğitimci için oldukça önemli bir sorundur:
Göç eden ailelerin %50’sinin okul çağına gelmiş çocukları okula gidebilmektedir. Geri kalan %50’sinin yarısına yakını hiç okul yüzü görmemiş ya da okulu terk etmek zorunda kalmıştır. Mevcut eğitim hizmetinden ise gerekli verim alınamamaktadır. Büyük çoğunlukla, ebeveynin içerisinde bulunduğu sosyo-ekonomik ve psikolojik koşulların getirdiği gerginlik yoğun bir şekilde çocuğa yansımaktadır. Bu da çocuğun bütün ilişkilerinde bir anlamda belirleyici ve yönlendirici olmaktadır.
Diyebiliriz ki, diğer kurumlarda olduğu gibi, eğitim kurumlarında da çocukların eğitimi geri planda kalmıştır. Oysa eğitim köylerinde çok daha iyi yapılmaktaydı.
Kırsal aile düzeninde çocuğun rolü ve çocuktan beklentiler kentsel aile yapısına göre farklılık göstermektedir. Ekonomik değeri olan işlerde çalışmaya alışmış olan bu çocuklar göç ettikleri yeni çevrede de aynı amaçlı fakat değişik işlerde çalışmak durumunda kaldıklarından okul daima ikinci planda kalmaktadır. Eğitimin bir geleneği de mevcut olmadığından çocuklar önemini kavramakta güçlük çekmektedir.
Çocuklar eğitim araç ve gereçlerinden yoksun olduğu gibi barındıkları mekanların konumu ve ailenin kalabalıklığı açısından da ders çalışma imkanları bulunmamaktadır.
Çocukların teneffüslerde ne oynadıkları gözlenirse, birbirlerini kovalamaca dışında (yakalandıklarında da şiddet gösterileri sergilenen) oyun oynamadıkları tespit edilecektir. Bu yüzden, bir eğitimci açısından, teneffüsler de oyun şekline dönüştürülmüş derslerin yapılması, çocuğun eğitimine önemli katkılar sağlayacaktır.

Sonuç ve Tedbirler:
Çocukların eğitim sorunlarının çözümü büyük ölçüde ailelerin problemlerinin çözümüne bağlıdır. Ancak bu aşama da bile yapılabilecekler var. Evet, çocuklar da göçün yükünü kendi psikolojilerine, algılamalarına bağlı olarak hissetmekte ve sorunları bünyelerinde taşımaktadır. Fakat rasyonel bir eğitim programıyla bulunduğu koşullara erken uyum sağlayabilir. İşte burada öğretmene ve okula büyük görevler düşmektedir.

1) Göç eden aileler için bugün itibari ile sosyo-ekonomik koşullar ve özellikle iş imkanı sağlanması açısından sürekli kalınacak yerleşim yerleri değildir. Bu yüzden bulundukları yerleri her an için terk etme psikolojisi içerisindedirler. İşsizlik ve barınma problemleri sürdükçe de bu durum devam edecektir.

2) Ebebeveynin yaşadığı sorunlar çocukları da etkilediğinden aile kurumunu kuvvetlendirici yerel ve özgün tedbirler alınmalıdır. Çocukların eğitimi desteklenmesi yönünde çocukların aileleri ile sürekli görüşmeler sağlanması etkili olacaktır.

3) Çocukların psikolojik anlamda uğradıkları yıkıma ilk tedbir olarak rehabilite edilmeleri gerekmektedir. Göçün nedenleri onların da kavrayabileceği şekilde anlatılmalıdır. Çocuk psikolojik danışma birimlerinin oluşturulması önemlidir. Unutulmamalıdır ki, sevgi en güçlü insani bağdır. Çocukların başını okşamak, onlara bu dünya için önemli, gerekli olduğu hissi uyandırmak ve yüzünüzün her zaman güleç olması yapılabilecekler arasında en basit en az çaba isteyen, ancak etkisi büyük olan davranışlardır.

4) Resim ve Müzik çocukların rehabilite edilmelerinde en büyük araçtır. Zaman zaman çocukları resim yapmaya teşvik edin ve iyi bulduğunuz resimleri sergileyin. Çocuklardan yaptıkları resimleri yorumları isteyin, ama onları mutlaka can kulağı ile dinleyin. Çocuğun, kendisini dinlediğini hissetmesi psikolojisinde önemli etki yapacaktır. Müzik çalışmaları için korolar oluşturulur ise sesine güvenmeyenler de çalışmalar katılacaktır.
5) Öğrencilerin ekonomik durumları kötü olduğu için kitap kırtasiye yardımı alma olanakları sağlanmalıdır. Yığın halindeki aileler içerisinde yaşadıkları göz önünde bulundurulursa eve ödev fazla verilmemesi isabetli olacaktır. Mümkün olduğu kadar konular sınıfta işlenip bitirilmelidir.

6) Göçle birlikte radikalleşmenin arttığı bilinmektedir. Onun için okul çocuk için bir kimlik, aidiyet hissi uyandırması açısından önemli psikolojik destek sağlayacaktır. Falanca okullu olmak onun için önemli olsun. Burada okullar arası karşılaşmalar düzenlemek etkili olacaktır.

7) Sıkıntılara dayanmanın arka planında her zaman dinsel ve geleneksel temalar etkili olmaktadır. Göç eden aileler ile yerli çocukları arasında ve hatta diğer illerden gelmiş memur çocuklarını ayrıştıran öğeleri ortamdan uzak tutarken, sekürize edilmiş din dersleri ve vatandaşlık-insan hakları bilgisi hem yeni bir radikalizmin önüne geçtiği gibi bunların birleştirici ve kaynaştırıcı özelliğinden faydalanmayı sağlayacaktır.

8) Beden eğitimi dersleri boş zaman dersleri değildir. Takım halinde yapılan oyunlara ağırlık verilmelidir. Yarışmacı değil dayanışmacı oyunlar seçilmelidir.

9) Çocukların problemleri öğretmenler tarafından etiketlendirilmemesi onun başkaları tarafından özellikle öğretmenler ve arkadaşları tarafından anlaşılması ve kabul görülmesini kolaylaştıracaktır.

10) Eğitim sabırlı olmayı gerektirir. Üstelik problemli eğitimlerde tahammüllerin sınırını zorlar. Öğretmen açısından bu konuda hazırlıklı olunmada fayda vardır.

Yrd.Doc.Dr. Cahit ASLAN,
Çukurova Üniversitesi